Berrin Sönmez, 5 Eylül 2025 tarihli Cuma Hutbesi

Diyanet son yıllarda hutbe metinlerinde dikkat çeken somut değişiklikler yaptı. Geçmişte bir ayet ve ayetin içeriği ile uyumlu bir rivayet odağa alınarak hutbe metni oluşturulurdu. Ali Erbaş döneminde ise 5 Eylül tarihli hutbede olduğu gibi bir ayet ile başlanmasına rağmen çok sayıda rivayete yer veriliyor. Rivayetler sahih bile olsa nakleden kişinin anlayışını ve derleyen kişilerin yaşadığı döneme ait din kavrayışını yansıtır. Bugünün Müslümanlarının zihnine ayetlerden daha çok rivayet boca edilmesi İslam’ı bugünün koşullarında kavramayı, yaşamayı zorlaştırır. Diyanet bu yöntemle yüzlerce yıl öncenin yaşam koşullarında ve kavrayış seviyesinde bir inanç anlayışı dayatarak kendi varlığını da sorgulatır oldu. Bilgiye erişimin kolaylaştığı bugünlerde yüzlerce yıl önceki rivayetlere ulaşmak herkes için çok kolay. “Bu durumda Diyanete ne gerek var?” sorusu zihinleri meşgul ediyor.

Son Cuma hutbesine içerik açısından baktığımızda, “İlim Hakkı Bilmektir” başlıklı metnin örtük biçimde de olsa modern bilimi dışlayıcı, dini ilimleri yüceltici özelliği hemen dikkat çekiyor. Oysa ilim “hakkı” bilmekse, evreni ve tüm varlıkları yaratan hakkı bilmek için dinî ilimler gibi, pozitif bilimleri ve beşeri bilimleri de yüceltmek gerekir. Politik ve toplumsal düzen açısından kritik rol oynayan eğitim sistemine yapılan bu müdahale hiç hafife alınmamalı. Ayrıca, pozitif bilimleri dışlayan bu müdahale gerçekte hutbenin odağına yerleşmiş olan ve vahiy sürecinde indirilen ilk ayetin mealiyle de tam olarak örtüşmüyor.

Diyanet’e göre toplumsal yaşam, eğitim sistemi ve kamu düzeni teo-politik inşa sürecine hizmet etmeli. Diyanet bu inşayı temel görevi saydığını bu haftada yayınladığı hutbe ile bir kere daha gösterdi. Okul çağındaki çocuklara verilen dini eğitimde haftalık ders saatinin arttırılması yetmemiş gibi, hutbede öğrencilerin dini eğitimi heyecanla, severek tercih etmesi ‘talimatı’ veriliyor.

Okul öncesi 4-6 yaş grubu çocuklara yaz aylarında dini eğitim verilmesi hutbede geçmemekle birlikte Diyanetin faaliyetleri arasında. Oysa soyut düşünme yeteneği gelişmemiş yaş gruplarında dini eğitim verilmesi çocukların dinden soğumasına yol açabiliyor. Okul öncesi ve okul çağı çocuklarına dini eğitim ancak güzel örneklik teşkil etmek yoluyla verilmeli. Çünkü biliriz ki dini sorumluluk buluğ çağından sonra başlar. Bu nedenle 4-6 yaş hatta 6-12 yaş çocuklarını dini eğitim almaya zorlamak yanlıştır. Tersine, sevgili Peygamberimizin “güzel ahlakı tamamlamak” misyonunu yaşama taşımak şarttır. Diyanet ve tüm kamu kurumları lüksten, şatafattan, kamu kaynaklarını talan etmekten kaçınarak güzel ahlaka iyi örnekler olmayı deneyebilir. Ancak günümüz çocukları bu iyi örnekleri değil tam tersini görüyor. Başta Diyanet olmak üzere kamu kurumları ve yöneticileri bu konuda iğneyi kendilerine batırmalı. Bal demekle ağız tatlanmayacağı gibi ‘din budur’ diyerek verdiğiniz derslerle çocuklar dine ısındırılamaz.

Hutbede suça sürüklenen çocuklara dikkat çekilerek kusur anne babalara yükleniyor. Oysa eğitim sistemindeki sorunlardan çifte hukukun yol açtığı mafyöz hukukun ve mafyöz ahlakın toplumu ele geçirmesine yol açan adaletsizliklere uzanan sistemsel sorunlar dile getirilmiyor. Çocukların ve gençlerin uyuşturucu, kumar, bahis gibi tuzaklara düşmesinde tek sorumlu aileler gösteriliyor ama yöneticilerin hiç mi sorumluluğu yok?

Son olarak, bir “Diyanet klasiği” haline gelen ön yargı kalıpları bu hutbede de karşımıza çıkıyor. “Kimileri sapkın fikirlerin, batıl düşüncelerin, fıtratlarını bozacak yanlış anlayışların ağında…” Ayrıca cinsel yönelim ve “moda ve özenti” tutkunları eklemeleriyle kadınları hedef tahtasına koymak yine ihmal edilmemiş.

 Allah’ın yarattığına şefkati, merhameti ve insan onurunu yüceltmeyi tavsiye etmesi gereken Diyanet kadınlar başta olmak üzere kıyafetleri sebebiyle toplumda şiddete açık hale gelen kişileri daha da kırılgan hale getirecek bir dil kullanıyor. Bu toplumda kıyafet bahanesiyle cinsel saldırı suçlarında ceza indirimi isteyenler varken, Diyanet erkeklerin fail olduğu cinsel suçları kınamaya bile yanaşmıyor. Hal böyle olunca ‘Diyanete ne gerek var, Diyanet ne işe yarar?’ soruları giderek yaygınlaşıyor.

Öyle görünüyor ki, “ilim hakkı bilmektir” başlığı “hakkı bilmek, haddini bilmektir” şeklinde tamamlanmalı. Diyanet hiçbir insan bir başka insanın özerk sınırını aşamayacağını, hükmün Allah’a ait olduğunu düşünmeye hutbelerden başlamalı.