Bu hafta Diyanet’in Cuma hutbesi bambaşka bir aile tarifi ile başlıyor. Bu aile sevgi, merhamet, yakınlık, muhabbet, güven ve sadakat üzerine kuruluyor. Kadının emeği ve itaati üzerine kurulu bir aile tavsiyesi bir haftalığına rafa kaldırılmış gibi duruyor. Bu kanal değişikliğinin sebebi birkaç haftadır üst üste kadın karşıtı hutbeler yayınlayarak toplumsal tepkilerin odağına oturmaları olabilir. Hutbede Peygamberin “ailesinin hiçbir ferdine” kötü söz söylemediği, kaba davranmadığı ve aile içerisinde kimseyi incitecek şekilde davranmadığı anlatılıyor. Buradaki kastın Peygamberin sırf erkek olduğu için ailesindeki kadınlar üzerinde bir üstünlük kurmadığını anlatmak olduğunu düşünebiliriz çünkü hemen ardından “Dikkat edin! Sizin kadınlar üzerinde hakkınız olduğu gibi onların da sizin üzerinizde hakkı vardır.” hadisi aktarılıyor. Daha sonra şüpheye mahal bırakmayacak şekilde “dışlanan, hor görülen, insani ve sosyal haklarından mahrum bırakılan kadınlara” hak ettikleri değerin verildiği vurgulanıyor.
Bayram değil seyran değil, Diyanet bizi neden öpüyor? Önce “açık” giyinen kadınları nefret dolu söylemlerle hedef alan daha sonra da kadınların eşit miras hakkı talebine kul hakkı diyen Diyanet bu hafta kadın hareketi tarafından bir kez daha tartışılmak istemediği için kanal değiştirmiş görünüyor. Ancak, bunu da Peygamberin ve İslam’ın kadınlara verdiği değeri anlatarak yapmaya çalışıyor. Diyanet kendi kurumsal kimliği ve ürettiği din yorumları ile Amina Wadud’un deyişiyle “şeriatı” birbirine karıştırıyor. Kendisine ve ürettiği içeriklere yapılan her türlü eleştiriyi dine yapılmış kabul ettiği için dinin “özünde” bu tepkileri hak etmediğini anlatabilmek amacıyla yeniden başa sararak “gerçek İslam” anlatıyor. Halbuki Cuma hutbeleri üzerinden oluşan tepkilerin neredeyse tamamı Diyanet’in misyonunu tartışmaya açıyordu. Kimse İslam’ın “gerçekte” kadınları nereye konumlandırdığını konuşmak istemiyordu. Kadınlar kendi vergileri ile ayakta duran bir kurumun kazanılmış haklarına savaş açmasına itiraz ediyordu. Bu bir teoloji tartışması değildi ve İslam’da “gerçekte” kadına ne kadar değer verildiği kadınların son derece hayati ihtiyaçlarının yanında oldukça tali bir bilgiydi. Diyanet kendi ürettiği eşitlik karşıtı diskura gelen tepkilerin ardından İslam’da kadının aşağılanmadığını açıkladığında ürettiği din yorumlarına dair hiçbir sorumluluk almadığını göstermiş oluyor. O halde Diyanet’e iki sorumuz var:
- Madem İslam’ın eşitlikçi referanslarından haberdarsınız, neden bunları toplumda yaygınlaştırmak için toplumun sizi eleştirmesini bekliyorsunuz?
- Madem İslam’ın “özünde” kadınlar dışlanmıyor, aşağılanmıyor, sosyal haklarından mahrum bırakılmıyor; neden İslam’ın “özüne” uygun tüm eşitlikçi söylemleri “marjinal” din yorumları olarak itibarsızlaştırıyorsunuz? Eşitsizliği bir norm, eşitliği bir istisna, eşitsizliğe karşı çıkmayı da kul hakkı olarak tanımlarken hangi referanslara dayanıyorsunuz?
Diyanet bu hutbesinde Peygamberin doğum gününü kutladığı için onun şefkatli, insan onurunu önemseyen ve mütevazi kişiliğine vurgu yapıyor. Peygamberin aile kurumu içerisinde nasıl biri olduğu anlatılırken son derece dengeli ve uyumlu bir aile tablosu çiziliyor. Bu aile kadının emeği ve itaati üzerine kurulu değil. Bu ailede kız çocukları da erkek çocukları kadar değer görüyor. Erkeğin kadın üzerinde ne kadar hakkı varsa, kadının da erkek üzerinde bir o kadar hakkı var. Yaşlılar hürmet ve bakım görüyor. Gençlere güveniliyor, değer veriliyor ve özgüven kazandırılıyor. Diyanet birkaç haftalık kadınlara had bildirme mesaisinden sonra “gerçek” İslam ile tanışıyor. Özgüvenli gençlerden ve hakkını yedirmeyen kadınlardan o kadar da temkinli bahsetmiyor.
Peki nedir kadınların erkekler üzerindeki haklar? Bunu biraz konuşalım. Hatta bu günlerde cinsel taciz ve ifşa gündemi yakıcı bir şekilde masadayken, kadınların bu mahallede pek de konuşulamayan cinsel haklarına bir bakalım. Dini tedrisat ile biraz ilişkisi olmuş tüm kadınların tanışık olduğu bir “hadis” üzerine düşünelim. “Eşini yatakta reddeden kadını melekler lanetler” referansını duymamış olan var mı? Peki bu hadis kadının rızası bakımından bize ne düşündürmeli? Erkeğin “cinsellik hakkı” merkezdeyken, karşılıklı rıza çerçevesi kalkıyor. Bir başka meşhur hadiste ise “hiçbiriniz eşinize bir hayvan gibi yaklaşmayın” (al-daylami musnad al-firdaws) dendiğini hatırlayalım. Cinselliğin karşılıklı “istek” ile başlaması, daha sonra ise kadını da tatmin edecek bir şekilde ilerlemesi gerektiği öğütleniyor çünkü erkekler cinsellikten yalnızca kendilerini tatmin etmeyi anlıyor. Hatta Gazali ve Cevziye gibi ünlü “İslam alimleri” bunu birkaç adım daha öteye taşıyıp bir erkeğin cinsellik sırasında kadından önce “tatmin olmaması” gerektiğini söylüyor. Ancak, her konuda olduğu gibi burada da erkeğin cinsel ihtiyaçlarını önceleyen dini referanslar topluma son derece güçlü bir şekilde yayılırken kadınların cinsel haklarını gözeten referanslar gün yüzüne dahi çıkamıyor. Bu yüzden kurumsallaşmış dini otoritelerin bizden çaldığı asıl şey, bilgiye erişim hakkımız oluyor.
1500. Doğum gününde Peygamber Muhammed’i rahmetle anarken bir yandan da bütün bir hafta boyunca ortaya çıkan taciz ve tecavüz ifşalarını gündemden düşürmemek istiyoruz. Diyanet, kadınların erkekler üzerindeki haklarından bahsederken asgari bir beklentimiz var, o da en azından taciz, tecavüz ve şiddete dair bu sefer erkeklere “had bildirici” bir şekilde öğütte bulunması. Diyanet eğer kamu bütçesi ile hayatımızda bulunmaya devam edecekse onun misyonuna ve ürettiği bilgiye itibar eden dindar erkekleri biz Müslüman feministler “bedavaya” eğitmek zorunda kalmayalm, öyle değil mi?