Bir Ramazan daha bitti, nefisler terbiye edildi, sabırlar sınandı. Peki kimin nefsi, kimin sabrı? Bütün bir ay boyunca erkeğin o meşhur “oruç asabiyetini” çeken, iftar sofralarını birer şölene çevirmek için mutfakta kan ter içinde kalan kadınların sabrı mı? Yoksa erkeğin kendi takvasını kadının bedelsiz emeği üzerinden inşa etme yüzsüzlüğü mü?
Gelelim o en büyük iki yüzlülüğe, mahallenin en büyük sırrına: Regl meselesine. Sokakta, kafede, iş yerinde oruç tutmayan bir erkeğin çayını yudumlaması son derece sıradan, “kendi tercihi” olan bir durumken; kadının en doğal biyolojik döngüsü nasıl oluyor da bir utanç vesilesine dönüşüyor? Neden kadınlar kendi evlerinde, kendi mutfaklarında bile bir yudum suyu gizli gizli içmek, hatta sahura kalkıp “oruçluymuş gibi” rol yapmak zorunda bırakılıyor?
Söyleyelim: Çünkü eril kibir, dini kendi tahakkümüne alet ediyor. Bakara 185 açıkça “Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez” derken; o suyu kadının boğazına dizen şey dinin kendisi değil, erkeğin o kolaylığı kadına çok görmesidir. Allah’ın “dinlenebilirsin” dediği yerde, ataerkil nizam kadına “utan ve saklan” diyor. Kadının bedeniyle kurduğu ilişki, erkeğin konfor alanı bozulmasın diye bir suçluluk performansına dönüştürülüyor.
“Neyse ki Ramazan bitti, bayram geldi dinleniriz” yalanına ise artık hepimizin karnı tok. Bayram, kadınlar için ev içi sömürünün sadece isim değiştirmiş halidir. Günler süren dip köşe temizlikler, açılan baklavalar, sarılan sarmalar… Bayram sabahı olduğunda erkekler ütülü gömlekleriyle koltuklara kurulup memleket kurtarırken, kadınlar mutfakla salon arasında görünmez bir servis elemanına dönüşür. Erkeğin bayramı aynı koltukta başlayıp biterken, kadının bayramı kimsenin bardağı boş kalmasın diye verdiği sonu gelmeyen bir hizmetle geçer.
Eğer bir nefis terbiyesinden, bir cihattan bahsedeceksek; asıl cihat, ataerkil ailenin bize dayattığı bu “kutsanmış köleliği” reddetmektir. Bize dayatılan bu bitmek bilmeyen hizmet mesaisini kabul etmiyoruz.
Geçmiş bayramımız, ancak emeğin eşit bölüşüldüğü, bedenlerimizin bir utanca dönüştürülmediği, Allah’ın verdiği hakları mahalle baskısına ezdirmediğimiz gün gerçekten “mübarek” olacak. Gelecek bayramlarda; hep beraber kurup hep beraber oturduğumuz o eşit, ataerkisiz sofralara inşallah.
O zamana dek mücadelemize, isyanımıza ve çalışmamıza devam!