Müslüman feminist literatürün temelinde yatan en merkezi argümanı şöyle özetleyebiliriz:
Şeriat (Allah’ın dini) ve fıkıh birbirinden farklıdır. Şeriat Allah’ın dinidir, Allah’ın insanlara çizdiği yaşam yoludur, en basit haliyle bir “iyi insan olma” rehberidir. Ancak fıkıh insan aklıyla üretilen, yorumlar yoluyla ortaya çıkan ve bu nedenle de birbirinden farklı “okullar” ve “akımlar” barındıran bir ilimdir. Şer’i hukuk denen şey, yani fıkıh, kendi başına şeriat değildir. Şer’i hukuk adı altında kadınların eşit muamele gördüğü bir örnek neredeyse yoktur. Kısacası, Türkiye’de basitçe anlaşılabileceği üzere Müslüman feministler şu an iktidarın alttan alta kaynatmaya çalıştığı “şeriat”a karşıdır!
Fıkıh-şeriat ikiliğine örneği daha “zararsız” bir konuda vererek tartışmaya başlayalım: Kahve[1]. Kahvenin fıkıhtaki macerası oldukça uzun soluklu:
- 15. yüzyıl sonları – Yemenli sûfîler kahveyi gece zikirlerinde uyanık kalmak için kullanmaya başlıyor.
- 1500’lerin başı – Kahve, Yemen’den Kahire’ye ve ardından Mekke, İstanbul, Halep gibi şehirlere yayılıyor.
- 1511 – Mekke yasağı: Mekke pazar denetçisi Khayr Beg kahvehanelerin yayılmasından endişeleniyor. Âlimler toplanıyor: Kahvenin kendisi helal mi haram mı? Kahvehane ortamları caiz mi? Tıbbî şahitler kahvenin zararlı olduğunu söylüyor. Kahve yasaklanıyor, depolar yakılıyor, satıcılar cezalandırılıyor.
- 1511 sonrasında – Yasak, Kahire’deki Mısır merkezî otoritesi tarafından desteklenmiyor; Mekke’de kahve tekrar serbestleşiyor.
- 1525 – İbn al-‘Arrāq’ın müdahalesi: Kahvehaneleri kapatıyor, sebep: ahlâkî açıdan uygunsuz faaliyetler. Ölümünden sonra kahvehaneler yeniden açılıyor.
- 1534 – Kahire’de isyan: Kahve karşıtı vaizler ayaklanma çıkarıyor, kahvehaneler saldırıya uğruyor. Çatışma, üst düzey bir kadının kahve taraftarı karar vermesiyle sona eriyor.
- 1544 – Osmanlı fermanı: Kahveyi yasaklayan bir ferman çıkarılıyor, ancak uzun vadeli etkisi olmuyor.
- 1550’ler ortası – Kahve karşıtı cephe yeniliyor; kahve kültürü Osmanlı topraklarında yaygın ve kalıcı hale geliyor.
Bu hikaye içerisinde bir Sünni-Şii çekişmesi de izliyoruz. Şia kahveye karşıyken Osmanlı kahvenin yanında bir tavır takınıyor. Osmanlı farkını kahveyi sahiplenerek koyuyor, toplumun takdirini topluyor.
Kıssadan hisse: Türk kahvesi olarak anlatmaya doyulamayan kahvenin bir yasaklanıp bir serbest bırakıldığı bu düzene fıkıh deniyor. Görüldüğü üzere farklı zamanlar, farklı hukukçular/alimler farklı kararlar vererek toplumsal sonuçları da içeren bir süreci yönetiyor. Ve burada fıkhi çıkarımları reddetmek dini reddetmek olmuyor, bu hukukçuların yorumlarına karşı durmak oluyor.
Zaman içerisinde ülkeler arasında hala fıkhi uygulamalar noktasında farklılaşmalar olsa da İslam hukukunun son dönem anladığımız haliyle kristalize bir şey olarak konuşulmasında, statik ve değişmez bir şeymiş gibi konumlandırılmasında ve bu noktada da hukuka karşı çıkışın Allah’a karşı çıkmak gibi algılanmasında kolonyalizmin rolünü görmezden gelmek olmaz. Örneğin, Scott Alan Kugle’nin “Framed, Blamed and Renamed” (Kumpas kurulmuş, Suçlanmış, Yeniden adlandırılmış) makalesi, Britanya sömürge yönetiminin Güney Asya’daki İslam hukukunu nasıl dönüştürdüğünü inceler. Yazar, sömürge öncesinde esnek, yerel bağlamlara uyum sağlayan ve geniş bir toplumsal alanı kapsayan şeriatın, İngilizler tarafından “kişisel statü hukuku” (evlilik, boşanma, miras vb.) ile sınırlandırıldığını, kamusal ve ekonomik alanlardan çıkarıldığını vurgular. Bu süreçte hukuk, yazılı metinlere indirgenerek içtihat[2] geleneği terk edilmiş, ulemanın otoritesi zayıflamış ve yerel çeşitlilik yok olmuştur. Böylece şeriata “kumpas kurulmuş”, şeriat “suçlanmış” ve “yeniden adlandırılmış”, hem kolonyal iktidarın kontrol aracına dönüşmüş hem de Müslüman toplum içinde modern reform ve kimlik tartışmalarını tetiklemiştir.
Tüm bu erkek aklıyla yeniden inşa sadece kolonyal döneme atfedilemez tabii. Kolonyal dönem sonrasında, bugünün neoliberal düzeni de bu oyunu kendi kurallarıyla sürdürmeye devam ediyor. Neoliberalizm, kolonyalizmin islam hukukunu “kişisel statü hukuku”na sıkıştırmasına ek olarak dinî pratiği ‘ahlak’ ve ‘özel yaşam’ sınırlarına hapsetti, hapsetmeye devam ediyor. Bu şekilde, yardımlaşma, hayır, ibadet gibi dinî pratikler bireysel ve piyasa temelli normların gözetildiği bir sistemin araçlarına dönüşüyor[3]. İslam’ın adalet, eşitlik, paylaşım, zulme karşı durma mesajları görünmez kılınıyor, toplumsal hareketlere pasifleştiriliyor. Şaşırtıcı bir şekilde bu formül “şeriatla” yönetilse de yönetilmese de Müslüman toplulukların yer aldığı her bağlamda çalışıyor. Böylece hem iktidar içeride dini araçsallaştırıyor, hem de küresel ölçekte emperyal düzen bu suskunluktan nemalanıyor. İslami hukukla yönetilen ülkelerdeyse, “şeriat” insanın insana karşı adil davranmasının değil, devletin vatandaşına ahlak sopası göstermesinin adı haline getiriliyor.
Ve tüm bu gerçeklik içinde, kadınlar her zaman bu oyunların kaybedeni olmuş, çünkü şaşılmayacağı üzere ataerkil/kadın karşıtı fıkhî yorumlar yaygın şekilde kabul edilmiş, feminist fakihlerin yorumları göz ardı edilmiş, baskılanmış, susturulmuş. Musawah’dan[4] Gofran Abdulrahman Al-Absi’nin kaleme aldığı “Comparative Review of Muslim Family Laws in the Greater Horn of Africa Region” dokümanından hareketle şu an dünyada şer’i hukuk adı altında kadınların uğradığı ayrımcılıkların bir kısmını şöyle özetleyebiliriz:
| Ülke | İhlal Alanı | Örnek / Uygulama |
| Suudi Arabistan | Seyahat ve hareket özgürlüğü | Kadınların yurt dışına çıkabilmesi için erkek vasi izni şartı (son yıllarda kısmen gevşetildi). |
| Kıyafet zorunluluğu | Kamusal alanda abaya ve başörtüsü zorunluluğu; ihlal edenlere para cezası ve gözaltı. | |
| Çalışma hakkı | Bazı mesleklerde kadın istihdamına sınırlama, vasi iznine tabi çalışma izinleri (reformlarla kısmen kaldırıldı). | |
| İran | Kıyafet zorunluluğu | Zorunlu başörtüsü ve “uygun kıyafet” yasaları; ihlal eden kadınlara para cezası, hapis veya şiddet. |
| Siyasi katılım | Kadınların cumhurbaşkanlığına aday olamaması. | |
| Seyahat özgürlüğü | Kadınların yurt dışına çıkabilmesi için eş veya baba izni. | |
| Afganistan (Taliban yönetimi) | Eğitim hakkı | Ortaokul ve lise düzeyinde kız çocuklarının okula gitmesinin yasaklanması. |
| Çalışma hakkı | Çoğu kamu ve özel sektör işlerinden kadınların çıkarılması. | |
| Seyahat özgürlüğü | Kadınların uzun mesafeli seyahatler için erkek akraba eşlik şartı. | |
| Pakistan | Ceza hukuku | Zina ve Hudood yasaları; tecavüz mağdurlarının iddialarını kanıtlamak için dört erkek tanık zorunluluğu (reformlarla kısmen değişti). |
| Miras hukuku | Kadınların mirasta erkek kardeşlerinin yarısı kadar pay alması. | |
| Sudan (eski şer‘î yasa dönemi) | Kıyafet zorunluluğu | “Kamu düzeni yasaları” ile kadınların kıyafetine yönelik cezalar. |
| Endonezya (Açe bölgesi) | Ceza hukuku | Şer‘î ceza kanununa göre zina, eşcinsel ilişki gibi fiillerde kadın-erkek ayrımı olmadan kırbaç cezaları; kadınlar için de uygulanıyor. |
| Katar / BAE | Miras hukuku | Şer‘î kurallar gereği kadın miras payının erkeklerden düşük olması. |
| Yemen | Evlilik yaşı | Kanuni alt sınır olmaması veya çok düşük yaşta evliliklere izin verilmesi. |
Her ülkede farklı boyutlarla farklı şekillerde uygulanan bu yasaklar Allah’ın dinine dayandırılıyor. Buradaki erkek aklına şeriat deniyor. Halbuki biz biliyoruz ki Allah bize ayetlerinde sıklıkla “Düşünmez misiniz?” Diyor. Amina Wadud bu konudaki görüşlerini Qur’an and Woman kitabındaki “Tawhid and Human Equality” bölümünde şöyle anlatıyor:
Kur’an’ın temel öğretilerinden biri, Allah’ın birliği (tevhid) ve yaratılmışların eşitliğidir. Tüm insanlar, tek bir nefisten (nafs) yaratılmıştır (Nisâ 4:1). Bu ifade, insanlığın ortak kökenini vurgular ve erkek ile kadın arasında ontolojik bir hiyerarşiyi reddeder. Allah’ın huzurunda üstünlük, herhangi bir cinsiyete, etnik kökene veya sosyal statüye değil, yalnızca takvaya dayanır (Hucurât 49:13).
Bu eşitlik anlayışı, Ahzâb 33:35’te açıkça pekiştirilir: “Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, itaatkâr erkekler ve itaatkâr kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, alçakgönüllü erkekler ve alçakgönüllü kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, iffetlerini koruyan erkekler ve iffetlerini koruyan kadınlar, Allah’ı çokça zikreden erkekler ve Allah’ı çokça zikreden kadınlar — işte Allah, onlar için mağfiret ve büyük bir ödül hazırlamıştır.”
Bu ayette kadınlar ve erkekler, iman, ahlak ve ibadet açısından paralel biçimde zikredilir; ödül ve sorumluluklarda herhangi bir cinsiyet farkı yoktur. Bu, Kur’an’ın değer sisteminde eşitliğin temel bir ilke olduğunu gösterir.
Dolayısıyla, cinsiyet temelli ayrımcılık, İslam’ın özü olan adalet ilkesine aykırıdır. Adalet (adl), Kur’an’ın hedefleri arasında merkezi bir yere sahiptir. Eşitlik, modern bir değer olarak dışarıdan ithal edilmiş bir fikir değil, adaletin zorunlu bir tamamlayıcısıdır. Eşitliği sağlamak, yalnızca toplumsal bir gereklilik değil, aynı zamanda ilahi iradeye uygun yaşamanın bir şartıdır.
Bu bakıştan hareketle Müslüman feministler dünyanın farklı yerlerinde farklı şekillerde uygulansa da kadınların hayatlarına, özgürlüklerine, iradelerine mal olan tüm şer’i uygulamalara karşı direniyor. Türkiye’deki Müslüman feministler de şer’i hukukun toplumsal hayattaki hayaletiyle, Diyanet’in son dönem uygulamaları ve fetvalarıyla bu düsturla mücadele ediyor. Kısacası, biz Müslüman feministler erkeklerin adaletle hükmedeceğine inanmıyoruz. Adaletle hüküm vermeyi medeni hukuk gibi kağıt üzerinde eşitlikçi bir referans varken dahi beceremeyen erkeklere fıkıh gibi son derece esnek ve “keyfi” bir araç bahşederek kendimizi erkeklerin aklına ve vicdanına emanet etmeyi akıl dışı buluyoruz.
[1] Daniel W. Brown, A New Introduction to Islam (John Wiley & Sons, 2011), 10. bölümü – “Islamic Law” kısmından özetlenerek derlendi.
[2] İçtihad kısaca “fakihin herhangi bir şer‘î hüküm hakkında zannî bilgiye ulaşabilmek için bütün gücünü harcaması” olarak tanımlanıyor. Detaylı bilgi için bkz: https://islamansiklopedisi.org.tr/ictihad
[3] Gizem Zencirci, The Muslim Social: Neoliberalism, Charity, and Poverty in Turkey, https://www.jadaliyya.com/Details/45940
[4] Musawah ve son dönem geliştirdiği kampanyasıyla ilgili detaylı bilgi için bkz. https://campaignforjustice.musawah.org/