Rojava’da halkların iradesine, toprağına ve nefesine kasteden; emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerin beslediği karanlığa öfkeyle şahitlik ediyoruz.

Bugün “Allahuekber” nidalarıyla halkları katleden, kadınları ganimet sayan bu güruh; inancımızın en temel kavramlarından birini, “cihadı” kanlı ellerine kalkan ederek tahrif ediyor.

Biz Müslüman feministler, bu hakikat gaspına karşı Rabbimizin sözünü hatırlatıyoruz: “Onlara, ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın’ denildiğinde, ‘Biz ancak ıslah edicileriz’ derler.” (Bakara, 11)

Hayır! Onların yaptığı cihat değil; yeryüzünü ifsat etmektir.

Cihat; yaşamı savunmaktır! Cihat, bir halkın topraklarının ve yaşamının işgaline karşı onurlu öz savunmasıdır. Cihat; bedenimize ve kimliğimize kastedenlere inat, “buradayız” diyebilmektir. Cihat; bütün yok saymalara karşı yüksek sesle “Hem Müslüman hem feministiz” dediğimiz o şanlı andır.

Başörtümüzle, saç örgümüzle, lubunya varoluşumuzla, kahkahamızla… Hayatın tarafında durmak; cihadın aslı, özü ve ta kendisidir.

Allah’ın adını, dünyayı cehenneme çevirmek için kullananlara inancımızı teslim etmiyoruz. Bizler ne dayattığınız karanlığa sığarız ne de hakikati kanlı ellerinize bırakırız. Bilinsin ki bizler; rengiyle, neşesiyle, çeşitliliğiyle Allah’ın cemalinin yeryüzündeki en canlı tecellisiyiz.

Ve iman ediyoruz ki Allah’ın adaleti, bu iktidar hırsını er ya da geç tarumar edecektir. Eşitlik, özgürlük ve barış mücadelesi, cihadın en kutlu halidir.

Saç örgülerimize, örtülerimize, neşemize ve Rojava’nın özgür halklarına kurban olsun bu faşistler!