Diyanetin 31 Ekim 2025 tarihli hutbesi, aile yılına sayısız göz kırpmalarından biri olarak “Ailede Huzur Kaynağı: Merhamet ve Muhabbet” olarak başlıklandırılmış. Tıpkı Eylül ayındaki hutbelerde zikredildiği gibi bir kez daha aileye bir mektep referansı veriliyor. Peki bu aile mektebi bize ne öğretiyor? Cevabı bulabilmek için “muhabbet ve merhamet ocağı” ailelerimize bir bakalım. 

Bu yazıyı yazdığım 2 Kasım günü Anıt Sayaç 386’yı gösteriyor. [Yazıyı tamamladığım 3 Kasımda ise korkarak baktığım sayacın 390’ı gösterdiğini gördüm.] Bu kadınların çoğu “insanı kötülüklerden ve günahlardan koruyan” bu “sağlam kale”de kuşatma altında. Sınıfları aşan bir seçeneksizlik haliyle kuşatılan kadınlar yine eşi, annesi, kızı olduğu ailelerde, en çok eşleri tarafından katlediliyor. Bu hala Türkiye toplumundaki en akut krizlerden birisiyken aileyi bu romantik ışıkta resmetmek en hafif haliyle duyarsızlığa benziyor. Bu aile mektebi bazılarımızı daha ilk çemberde hayatta kalmanın yollarını öğrenmek zorunda bırakıyor.

Hutbe ailenin hiçbir ferdini unutmuyor, çocuklar günümüzde bu aile saadetine düşman akımlar tarafından külfet olarak gösterilen “nadide çiçekler”, dedeler ve nineler ise konfor uğruna ilgisizliğe hapsedilmiş “ulu çınarlar” olarak karşımıza çıkıyor. En az üç çocuk sloganının üzerinden geçen zamanda ise çocuk yetiştirmek için gerekli sosyal düzenlemelerin ne kadarının yapıldığı ise aşikar. Senelerdir kreş hakkı için mücadele eden kadınların sesleri, aile yılı politikalarının “ilk doğuma tek seferlik 5 bin TL” desteğinin PR’ı arasında kaybolup gidiyor. BİRTEK-SEN’in araştırmasına bakılırsa mobbing ve baskı kıskacında 18 saati bulan vardiyalarda çalıştırılan tekstil işçisi kadınlar, kreş açmamak için kadın işçi sayısını yasal sınırda bırakan fabrikalarda çocuklarını emzirebilecek bir mekan veya izin bile alamıyor, çocuklarını görmeye eve gidemiyor, boşanmak zorunda kalıyor, çocuklarının artık onları görmek istemeyeceği kopuşlara sürükleniyor. Yarısından fazlası asgari ücret ve altında çalışan toplumumuz için bunlar ekstrem örnekler değil. Anlayacağımız Diyanet fertler için çiçek böcek benzetmelerinin ötesine geçemiyor. Çocuk yetiştirmek için çalışması gerektiğinden çocuğunu göremeyen bu insanlara çocukları bereket kaynağı olarak görmeleri öğütleniyor. Herhalde bu kadınlar aileden sayılmıyor. 

Bu muhabbet yuvasına gölge düşüren bilindik düşman da zikredilmeden geçilmemiş, artık hukuki literatürümüze bile girmiş olan “sapkın akımlar” gece gündüz aile kurumunu yok etmek için mesai yapıyor. Ahlak, erdem, meşruiyet, fıtrat, özümüz gibi tekil ve muallak tanımlarla bezeli hutbede özgürlüğü bir bahane sandıklarından rıza dahilindeki birliktelikler ve tabi ki de üstü kapalı şekilde bahsedilen, televizyondan kapılan bir hastalıkla ortaya çıktıkları zannedilen LGBTİ+lar bir kez daha hedef gösteriliyor. 

Kutsal sermaye ve koruyucuları, çözüm üretmek istemediği krizleri, derin yoksulluğu, ekonomik uçurumları örtbas etmek için tam anlamıyla bir “günah” keçisi bulmuş durumda ve etinden sütünden faydalanmadan bırakmak niyetinde değil. Aslında günümüzde ABD’nin politikalarıyla başı çektiği toplumsal cinsiyet karşıtı ideolojileri ithal edip öze dönüş çağrıları yaptığı hutbeye bolca eklemekten çekinilmemiş. Zira 11. Yargı Paketinde de gördüğümüz gibi aile yalnızca tekil bir tanıma sığdığı sürece kutsal bir yuva, mektebin kapısı ise geri kalan herkese kapalı. Evliliği kolaylaştırmayı öğütleyen hutbe, yargı paketinin “Aynı cinsiyetteki kişilerin nişan veya evlenme töreni yapmaları halinde bu kişilere, bir yıl altı aydan dört yıla kadar hapis cezası verilir.” ifadesiyle bu toprakların insanları olan, yeni aileler kurmak isteyen yetişkinleri bu haktan artık sosyal olarak da men etmek isteyen bir hukukla devasa bir ironi içinde. Herkesin bizimle uğraştığını düşündüğümüz narsisistik bir saldırı paranoyasından çıkabilirsek evli olmasa bile LGBTİ+ların birer çocuk, kardeş, torun, yeğen, kuzen ve haliyle aile olduğu gerçeğinin bize unutturulmak istenenlerden olduğunu fark edebiliriz. Diyanetin tanımlamaktan aciz olduğu muhabbet ve merhamet ise her gün yeniden inşa edilerek bu toplulukların dayanışmasında inkişaf ediyor. 

Bu tablo bize gösteriyor ki bu nadide çiçekler ve ulu çınarların bir numaralı tehdidi sapkın akımlar değil, sermaye ve bildiğimiz hayatın sonunu sinyalleyen krizlerle başa çıkamayan bir sistemin içine sıkışmışlığımız. Bu mektepten aldığımız diploma ise her alanıyla şirketlere peşkeş çekilmiş, bir ömür kirasını ödediğimiz hayatlarımız. Çözüm olarak bahsedilen Kuran’ın rahmet yüklü mesajları ve Peygamberin ahlakının tecellisi ise yaşa ve yaşat kaidesiyle hayatta kalıp üreten topluluklarda, çakarlı lüks araçların ve nefret politikalarının olanca uzağına düştüğü ise kesin.

Diyanet kamu bütçesini afiyetle tüketirken bize de güzellemelerle dolu kuru öğütleri pay ediyor. Bu aile bu insanları tanımadığına, biz de başka ülkede yaşamadığımıza göre öyleyse kim aile sayılıyor? Diyanet herhalde stok ve GenAI görüntüleriyle bezeli, insanı başkalarının yerine utanma hissiyle kıvrandıran Aile Yılı kamu spotundaki kurgusal aileleri, bir de reklam filmi bittiğinde pencereyi kapatıp ana sayfada uzun uzun seyrettiğimiz hanedanı kast ediyor; Türkiyeden gerçek sahnelerin kullanılmaması ise aranan huzurun bu hayatta bulunamadığına işaret ediyor olsa gerek. 

Biz ise bu atmosferde değdiğimiz hayatlarla kaynaklarımızı paylaşarak merhamet ve muhabbeti yaşatıyor, liderliğin ise minberde veya sarayda değil, elindeki bir hurmayı bile adaletli bir şekilde bölüştürerek yapıldığını bildiğimizden bu yankılı sözcüklerin tesirinde kalmıyoruz. Zalimlerden ve zalimlere alkış tutanlardan Allah’a sığınırız!