Türkiye’de siyasetin, toplumun kendi iradesiyle değil de mahkeme kararlarıyla şekillendirilmek istenmesi ne yazık ki yabancısı olduğumuz bir durum değil. Bugün Ana Muhalefet Partisi’ne yönelik verilen “mutlak butlan” kararı, bu ülkenin demokrasi tarihindeki o tanıdık ve can yakıcı sahneleri yeniden önümüze getiriyor. 
Bizler; dünün Milli Selamet ve Refah Partisi kapatılırken de Kürt siyasi hareketinin partileri birer birer yasaklanırken de seçme ve seçilme hakkı elinden alınan geniş toplum kesimlerinin hafızasını taşıyoruz. Üstelik o günlerin en yakın şahidi olarak bugün, zamanında devletin mağduru olanların nasıl bizzat devletin kendisine dönüştüğünü de çok net görüyoruz.

Dün sistemin dışına itilenlerin, bugün o sistemin gücünü arkasına alarak aynı tasfiye yöntemlerine başvurması, adaletsizliğin sadece el değiştirdiğini gösteriyor. 
Türkiye’de ne zaman bir kesimin uğradığı haksızlığa “nasılsa ucu bana dokunmuyor” diye sessiz kalındıysa, sıranın hepimize gelmesinin önü açıldı. 
Gücü elinde tutanların kendi kurallarıyla oynadığı, kuralları beğenmediğinde ise oyun tahtasını yargı mekanizmalarıyla devirdiği bu düzen, adaleti sağlamaktan fersah fersah uzaktır. Yargının, toplumsal muhalefeti şekillendirme ve denetim altında tutma aracı olarak kullanılmasının panzehiri, daha fazla ceza veya mahkeme salonu değil; çoğulcu ve özgürlükçü bir demokrasidir. 


Müslüman feministler olarak, adaletin sadece kendimiz için değil, herkes için eşit ve amasız olması gerektiğine inanıyoruz. Siyasi partilerin iç işleyişlerinin ve halkın iradesinin mahkeme koridorlarında iptal edilmesi, demokrasimize vurulmuş yeni bir darbedir. Siyaseti toplumdan kaçırma girişimlerine karşı, bir arada yaşamı savunmaya, birbirimizi yalnız bırakmayarak adaletin safında yan yana durmaya devam edeceğiz.