Diyanet’in 3 Temmuz 2026 tarihli cuma hutbesinde “Yaz Kur’an Kursları” başlığı altında çocuklara verilecek sözde ahlak eğitiminden dem vurup, “kutsallarımızın mizah adı altında alaya alınması” diyerek Deniz Göktaş’ı açıkça hedef aldı. Yurtdışından dönüp kendi ayağıyla ifade vermeye giden bir komedyenin ters kelepçeyle gözaltına alınmasını, tutuklanmaya sevk edilmesini “aile, ahlak ve din” sosuna bulayarak meşrulaştırmaya çalışıyorlar.
Fakat 20 küsur yıldır “dindar ve kindar” bir nesil hayaliyle toplumu dizayn etmeye çalışanların örtbas etmeye çalıştığı çok sarsıcı bir gerçek var: Çocuklar ve gençler dini sadece yaz Kur’an kurslarının o serin duvarları arasında, ezberletilen metinlerden öğrenmiyor. Gençler dini; muktedirlerin, “dindar” kimliğini kimseye bırakmayanların bizzat yaşayışından öğreniyor. Hepimiz anlatılan dinin değil, dayatılan ve yaşanan dinin şahidiyiz.
Diyanet hutbelerde “merhamet ve şefkatten” bahsederken, bu ülkenin gençleri dışarıda ne mi görüyor? İhmaller yüzünden düşen uçaklardaki ölümleri “şehadet” güzellemesiyle örten, camilerin kalbini kadınlara ve lubunyalara kapatıp onları kapı arkalarına iten, ekonomik krizi ve yoksulluğu “şükür” ile uyuşturan devasa bir ikiyüzlülüğü görüyor! Mizah yapan, soru soran, itiraz eden bir komedyene ters kelepçe takılırken; kadın katillerinin, çocuk istismarcılarının o adliye koridorlarından iyi hal indirimleriyle, elini kolunu sallayarak çıkışını izliyor. Kutsal aile yalanlarıyla erkek şiddetinin nasıl meşrulaştırıldığını, dinin nasıl bir rant ve tahakküm aracına dönüştürüldüğünü yaşayarak öğreniyor.
İşte gençleri dinden, camilerden ve inançtan hızla uzaklaştıran şey Deniz Göktaş’ın şakaları değildir. Asıl sebep; bizzat iktidar eliyle her gün yeniden üretilen bu şiddet, sömürü ve adaletsizliğin ta kendisidir. Kendi yarattıkları bu enkazın faturasını bir komedyene kesmek, son derece kırılgan ve aciz bir Müslümanlık tahayyülünün ürünüdür.
Kur’an, inancı birilerinin kırılgan egosunu, erkekliğin tahakkümünü veya sallantıdaki koltukları korumak için bir zırh yapmaz. Aksine, kesin ihtarını güldürenlere değil; dini kendi siyasi ve ekonomik çıkarları için tahrip edenlere, inancı bir şiddet mekanizmasına çevirenlere yapar. Bakara Suresi 79. ayet tam da bugün yaşananları işaret eder: “Elleriyle kitabı yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için ‘Bu Allah katındandır’ diyenlere yazıklar olsun!”
Din, devlet şiddetinin, yoksulluğun, kadın düşmanlığının ve sömürünün kalkanı olamaz. İfade özgürlüğünün polis zorbalığı ve hutbelerle gasp edilmesi, bir inanç müdafaası değil, iktidarını kaybetme korkusudur. Havle Kadın Derneği olarak, yarattığınız bu karanlık düzenin faturasını neşeye, mizaha ve hakikate kesmenize izin vermeyeceğiz. Adaletin olmadığı yerde, geriye sadece korkuyla ayakta durmaya çalışan bir zorbalık kalır.
Bizler gücün değil, adaletin ve özgürlüğün tarafındayız.
Deniz Göktaş yalnız değildir! Mizahtan, sözden ve itirazdan elinizi çekin!